Değerli Dostlarım;

Son olarak mevlid kandili dolayısıyla paylaştığımız yazımızı iki soru ve hayır dûa ile bitirmiş iken, bizim Ertuğrul sordu.

– “Bose – Einstein yoğuşmasının hakikatinin insanın kendi bilincinde, özünde, idrâkinde dönüşmesi sonucu hayatında nasıl bir ahlâk doğuşu yaşayabiliriz” ?

Bose–Einstein yoğuşmasını, fiziksel bir hâl olarak değil; onun üzerinden kurulmuş bir tefekkür vesilesi olarak ele alırsak, “Muhammedî ahlâkın doğuşu” için önemli bir yol haritası oluşturabiliriz.

Bose–Einstein yoğuşmasını hatırlayacak olursak kısaca 1924 yılında fizik öğrencisi Bose tarafından bulunup yayınlanması için bir bilimsel dergiye yollamış ama yazı editörce reddedilip iade edilince yazıyı o tarihte Einstein’a göndermiştir. Einstein kendisine gelen yüzlerce mektuptan tesadüfen bulmuş ve bu buluşu desteklemiş ve yazı 1936 da Bose- Einstein Yoğuşması adıyla bilimsel dergilerde yayınlanmış olup 1995 yılında mutlak sıfır derecede Rubidyum atomlarıyla -273 °C soğutulup ispat edilerek iki bilim insanına nobel fizik ödülü kazandırmıştır. Buna göre maddede çok sayıda serbest olarak tek başına bağımsız hareket eden atomlar, çok düşük sıcaklıklarda tamamen bağımsız hareketten vazgeçip bütünleşerek tek bir kitle gibi bir kuantum hâli olarak davranmaya başlar.

Dostlarım;

Manevî hayatta bunun karşılığı tabii ki vardır.

Dağınık benlikler, tek merkezde toplanan idrak, birlik şuurunun doğuşu sonucu burada çokluk tekliğe dönüşerek ortadan kalkar.

İşte bu soru, fakirâne “manevî genetik” araştırmalarımızın birdenbire önüne gelip şöylece durdu.

Kuantum fiziğinde Bose–Einstein yoğuşması tevhid yolunda Muhammedî ahlâkın manevî doğumunda bize ne söylüyor.

Bose–Einstein yoğuşmasında atomlar son derece düşük sıcaklıklarda aynı temel kuantum hâline geçebilir ve sistem, çok sayıda serbest parçacıktan oluşmasına rağmen birleşerek tek bir kuantum sistemi davranışını gösterir.

Tasavvufî yolda bu yoğuşmayı incelersek çokluk kaybolmuyor; çokluk birlik içinde yeniden düzenleniyor.

Bu, tevhid idraki açısından inanılmaz bir yol sunuyor.

İnsanın içinde binbir çeşit dağınıklığı, nefsin sınır tanımayan isteklerini düşünecek olursak;

  • Arzular başka yöne çeker.
  • Korkular başka yöne.
  • Öfkeler başka yöne.
  • Egolar bambaşka yöne.
  • Hırs başka yöne.
  • Gurur- kibir başka yöne..

İnsan dışta tek bir “ben” gibi görünürken içeride çok sayıda çekim merkezlerinin etkisindedi

Burada insanı şaşırtan nefsin isteklerinin artan sıcaklığı, nefsânî hareketliliği ve hedefleri arttırdıkça arttırır.

İşte Bose-Einstein yoğuşmasındaki “Soğuma” nın enfüsî karşılığı çok güzel bir nefsanî soğuma olup, kalbin soğuması değildir.

Tam tersine:

Nefsin hararetinin düşmesi, kalbin ısısının ortaya çıkmasını doğurur.

Öfkenin, nefsin bitmez tükenmez isteklerinin soğuması…

Kibrin, gururun soğuması…

Hırsın, hasedin soğuması…

Benlik iddiasının, enaniyetin soğuması…

“Ben bilirim”in soğuması…

Bunlar azaldıkça insanın içinde daha önce birbirleriyle mücadele eden kuvvetler tek bir merkeze doğru yönelmeye başlar.

İşte o merkez nedir?

Tevhid.

Mânevî yoğuşmanın sonucunda nefsanî soğuma kritik eşiği de aşarak oluşan tevhidi hâl insanın hayatında bir değişim, bir dönüşüm olarak ortaya çıkar.

İnsan da tasavvufî istikamette hayatında bir eşiğe gelir.

Öncesinde:

“Ben ve O.” iken

Sonra “La ilâha illallah” sırrı açılır: Hû !…

“O’.”

Daha da ilerler:

“Fiiller O, sıfatlar O, mevcûd O’ herşey O, O’nun ve O’ndan ve O’nunla daim ve O’nunla kaim.”

Bu idrâkle tasavvufî açıdan çok daha derin bir dönüşümün kapısı açılır.

Benlik, ego, enaniyet merkezi olmaktan çıkarak tümden rafine olur. Artık insanın merkezi değişmiştir.

İşte tam burada Muhammedî ahlâk doğumuna uygun ortam oluşurken en heyecan verici bir basamakta bekler..

Tevhid yalnızca zihinsel bir kabul olarak kalırsa “Muhammedî doğum” gerçekleşmez değişik, bir bilgi olarak kalır.

Tevhid insan hayatında her an yaşayan ve yaşatılan hüsnü ahlâka dönüşmelidir.

Tevhid yolcusunun durakları;

Merhamete dönüşürse rahmete,

Güce dönüşürse adalete,

Bilgiye dönüşürse hikmete,

İmkâna dönüşürse hizmete,

Kendine yapılan kötülüğe dönüşürse affa,

Üstünlüğe dönüşürse tevazuya,

Servete dönüşürse infâka ve zekâta,

Düşünceye dönüşürse hikmete,

Yaşayışa dönüşürse ihsana uğrar.

Böylece:

Tevhid insanın idrakinde arınarak toparlanmış, toplanmış birliktir; Muhammedî ahlâk bu birliğin hayatın içinde davranışa dönüşmüş hâlidir.

Her insan aslında bir Muhammedî doğum adayıdır.

Çünkü insanın içinde bu dönüşümü gerçekleştirebilecek bir fıtrî istidat vardır.

Fakat aday olmak başka, olmak ise bambaşkadır.

Biyolojik doğum ana rahmi, beden ve nefes iken; manevî doğum fıtrat, tevhid ve ahlâk olarak seyreder.

Bose- Einstein Yoğuşması ekseninde düşünecek olursak;

Dağınıklıklar yoğuşma sonucu birliğe ve ahlâka dönüşerek manevî doğum zuhur bulur.

Fakat burada çok önemli bir incelik vardır..

Bose–Einstein Yoğuşması idrakinden hareketle Muhammedî yoğuşma ile insanlar nefsani rafineyle birliğe evrilirken farklı davranışlar tekliğe dönüşerek aynı hakikat merkezinde bütünleşerek ahenk kazanır.

Burada “manevî DNA”ya kapı açılır.

Biyolojik DNA’ da organizmanın oluşumuna ilişkin bilgiler bulunur.

Manevî genetiğimizde ise:

Fıtrat dediğimiz temel istidat Muhammedî DNA ya,

Esmalarla manevî potansiyellerin oluşumuna,

Muhammedî RNA ile yönlendirici bilgiye, örneklenmiş davranışlara dönüşür.

Ve sonunda;

Muhammedî ahlâk, manevî genetik bilginin fenotipi olur.

Bu tesbitlerle içimizdeki manevî istidat, dışarıda hiç zorlanmadan her an refleks gibi yaşanan ahlâk olarak görünmelidir.

Bu ahlâk hayata yansıyor ve insan merhamet ediyorsa, adaletle davranıyor ve affediyorsa, emanete riayet ediyorsa, tevazu gösteriyor, dosdoğru yaşıyorsa

fıtratında çokluk hâlinde dağılmış istidatların tevhid idrakiyle bir merkezde yoğuşması sonucu Muhammedî ahlâk insanda görünür hâle geliyorsa işte bu beklenen manevî doğumdur.

İşte Bose–Einstein yoğuşması da “Muhammedî doğumu açıklayan fiziksel bir mekanizma” ekseninde; insanın çokluktan birliğe geçişini düşünmek için olağanüstü güçlü ve çağdaş bir tefekkür modelidir. Bir sonraki adımda daha da heyecan verici bir açılım ortaya çıkar.

Bose Einstein yoğuşmasındaki mutlak sıfırdaki “Kritik sıcaklık” yerine “kritik idrak eşiği”ni anlarsak, insanın hangi aşamada sadece inanan olmaktan çıkıp tevhidî hakikati ahlâk olarak yaşamaya başladığına şahit oluruz.

Manevi kritik eşikte insanın Muhammedi doğuma giden yolculuğunda kâmil bir yol gösterici, yapılan iyilikler, eminlik, dosdoğruluk ve alınan dualar bu eşiğin aşılmasında etkilimidir? Diye bir soru akla gelebilir.

Evet dostlarım.. Bose–Einstein yoğuşmasıyla fakirâne paylaşmak istediğimiz kritik nokta insanın manevî dönüşümünü anlatmak için tefekküre yol açan has bir modeldir.

Bu model içinde mürşid ve diğer yapılanlar ve dua, eşiği tevhid yolcusu adına aşan güçler değil; insanın eşiği aşmasına vesile olan unsurlar olarak düşünülmelidir.

Kritik eşik neden tek başına aşılması zor olabilir?

İnsan bazen hakikati görür ama yaşayamaz.

Ne yapması gerektiğini bilir ama yapamaz.

Nefsini fark eder ama ondan çıkamaz.

Tevhidi düşünür ama benliğinin merkezinden kurtulamaz.

Tam bu noktada bir “eşik bilgisi” ortaya çıkar:

Bilmek ile olmak arasındaki eşik.

Mürşidin rolü burada daha bir önem kazanır.

Kâmil mürşid, kişinin kendisinde göremediğini ona gösteren bir ayna olur.

Bu yüzden mürşid “manevî genetik bilgiyi aktaran kişi” şeklinde değil, gerçek biçimde:

“İnsandaki mevcut istidadın açığa çıkmasına rehberlik eden kişi” olmalıdır.

Mürşid burada bir “yoğuşma merkezi” gibi düşünülebilir mi? Diye bir soru gönlümüze gelebilir.

Kendi içindeki dağınıklığı büyük ölçüde aşmış, yolu daha önce geçmiş kâmil bir insanla karşılaşmak, başka bir insanda da yoğuşma imkânını uyandırabilir.

Çünkü mürşidin sözü kadar hâli de öğreticidir.

Mürşid yön gösterir.

Sohbeti idrakleri besler.

Örnek hayatıyla ahlâkı görünür kılar.

Alınan ve yapılan dualar kulun Allah’ın hidayetine ve yardımına vesile olur.

İrade, gayret, ibadet ve amel ise dönüşümü kişinin kendisinde gerçekleştirir.

Dolayısıyla mürşid ile akıp giden hayatın içinde kapıda mutlaka iki defa karşılaşılır.. Kapıda kalmak ya da azimle içeri yürümek kişinin kendi safiyet ve gayretiyle yapacağı manevî yolculuğudur

Peki alınan dua?

Burada çok hassas bir nokta karşımıza çıkar..

Alınan dûalar istikamet uyandırır. Nefsimiz ise manevî genlerin aktivasyonu ile hayırlı mutasyonlarla hayra dönüşür.

Dua, insanın her eşikte Allah’ın lütfuna yönelmesidir.

Çünkü gerçek mürşid, insanı kendisine değil Hakk’a yöneltir.

Bu nedenle mürşidin başarısının ölçüsü “Bana ne kadar bağlandı?” değil, “Hakk’a ne kadar yöneldi?” olmalıdır.

Bu, Muhammedî ahlâk ve tasavvufî seyrin özü açısından çok önemlidir. Mürşid vesiledir. Dua vesiledir. İrade vesiledir. Hidayet daima Allah’tandır.

Ve bundan sonraki en derin soru şu:

Mürşidin hâli, güçlü bir “epigenetik çevre” olup, yaşanılan çevrenin, alınan yiyeceklerin hem beşerî hem manevî genetiği değiştirmesi sonucuyla doğrudan birleşir.

Gönüllerimize düşen yeni rahmanî işaretlerle dolu nimetlerle

huzurlu, hayırlı, bereketli bir ömür niyazıyla sadece inanan olmaktan çıkıp hakikati ahlâk olarak yaşamaya başlama yolunda kararlılıkla devam etmek istiyenler ne yapmalı sorusu bir eşik olarak da düşünülebilir…

Manevi kritik eşikte insanın Muhammedi doğuma giden yolda kâmil bir yol gösterici mürşid ve alınan dualar bu eşiğin aşılmasında etkilimidir?

Hatta “kritik eşik” fiziksel bir Bose–Einstein kritik noktası değildir; insanın manevî dönüşümünü anlatan bir modeldir.

Bu model içinde mürşid ve dua, eşiği insan adına sorar..

Kritik eşik neden tek başına aşılması zor olabilir?

İnsan bazen hakikati görür ama yaşayamaz.

Ne yapması gerektiğini bilir ama yapamaz.

Nefsini fark eder ama ondan çıkamaz.

Tevhidi düşünür ama benliğinin merkezinden kurtulamaz.

Tam bu noktada bir “eşik bilgisi” ortaya çıkar..

Bilmek ile olmak arasındaki eşik.

Mürşidin rolü burada önem kazanır.

Kâmil mürşid, kişinin kendisinde göremediğini ona gösteren bir ayna olur.

Bu yüzden mürşidi manevî genetik bilgiyi aktaran olarak değil, insandaki ilâhî lütufla doğuştan mevcut olan fıtrî istidadın açığa çıkmasına rehberlik eden kâmil yol gösterici olarak düşünmelidir.

Mürşid burada bir “yoğuşma merkezi” gibi de fiziksel eşdeğerlik kurmadan

Kendi içindeki dağınıklığı aşmış bir insanla karşılaşmak, başka bir insanda da aşabilme imkânını uyandırabilir.

Çünkü mürşidin sadece sözü değil hâli öğreticidir.

Dolayısıyla mürşidle kapalı kapılar açalır; kapıdan sonrası kişinin kendi azminin ve kişisel menkıbesine yolculuğudur.

Tasavvuf geleneğinde dua ve himmet, Allah’ın lütfuna vesile olabilecek manevî destektir.

Dua, insanın kendi gücüyle aşamadığı eşikte Allah’ın lütfuna yönelmesidir.

Yani dua mekanizma değil, yöneliştir.

Asıl tesir Allah’a ait

İnsanın kendi yetersizliğini kabul edip ilahî yardıma yönelmesini sağlar.

İnsan kendisine düşeni yapar.

Çünkü gerçek rehberlik, insanı kendisine değil Hakk’a yöneltir.

Bu nedenle mürşidin hedef ölçüsü bir anlamda;

“Bana ne kadar bağlandı?” değil, “Hakk’a ne kadar yöneldi?”

olmalıdır.

Bu, Muhammedî ahlâk açısından da çok anlamlıdır.

Ve şimdi Bose–Einstein yoğuşmasını bir metafor olarak tekrar hatırlarsak, çok güzel bir tablo oluşuyor..

Nefsânî hararetin sıfıra doğru azalması tüm saldırgan duygularla arzu, istek ve enaniyeti yok ederken ruhaniyeti yüceltip merkezlenmeyi tetikler.

Tevhid idraki manevî yoğuşmayı remzeder.

Muhammedî ahlâk ise başarılırsa yoğuşmanın görünür hâlidir.

Muhammedî doğuma hazırlanan yolda bir işaret

belki de bütün zincirin üstünde değişmez bir hakikat olarak duruyor:

Mürşid vesiledir. Dua vesiledir. İrade vesiledir. Gayret vesiledir.

Hidayet Allah’tandır.

Mürşidin hâli, ve sözü güçlü bir “epigenetik çevre” gibi düşünülebilir.

İşte alınan gıda ve çevrenin manevî genetiği değiştirmesi gerçeği epigenetik bir mutasyonla doğrudan birleşiyor.

Aziz Dostlarım;

Bose–Einstein yoğuşmasının izdüşümünün mürşid, dua ve Muhammedî doğumla arasındaki ilişkinin açılımında hayatımıza yansıyan daha başka idrâkler için cümle dostlarımıza âcizane yürekten dûacıyız.

Gönlünüze sağlık, ömrünüze bereket niyazıyla huzurlu, hayırlı irfaniyet dolu nice tefekkürler diliyorum Efendim…

Bir Cevap Yazın

Dr. Mustafa Tekçe sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin