Değerli Dostlarım;
Muharrem ayı ve Sefer ayı çok şükür hayırlı idrâklerle geçip yeni ayın hilâli doğunca bu fakire gülümseyerek bakıp sorgularcasına gönlümüze seslendi!
- Rebiülevvel nedir? Bu onikinci gece dünyaya teşrif eden kâinatın özü Efendimizin doğumu bize nasıl bir tefekkür yolu açar?
- Yaşayan her insan bir Muhammedi doğum adayı mıdır?
- İnsanda Muhammedi doğum ile manevî genetiğimiz ilişkisi hakkında ne dersiniz”?
Dostlarım;
Yaşayan her insanın önüne evrensel bir düşünce ve tefekkür ile hayata dair sorular gelince geniş bir açılım başlar. Soru şu hale gelir..
Rebiülevvel ayı anlamı ve Muhammedî doğum fizikî ve manevî yolda tevhid ehline nasıl bir idrâk ve düşünce açar?
İşte bu soruyla çok önemli bir kapı açılır. Çünkü Rebiülevvel yalnızca yüce peygamberimiz Hz. Muhammed Efendimizin doğumunun hatırlandığı bir zaman dilimi değil; insanlığın Muhammedî hakikatle her zaman yeniden tanışmasını düşünmek için bir “idrâk mevsimi” dir.
“Rebî” kelimesi bahar, canlanma ve yeşerme demektir. Bu açıdan bakınca Rebiülevvel: “baharın başlangıcı” , ilkbahar ya da “yeşeren idrâkler” anlamına gelir.
İşte bu anda Muhammedî doğum sadece âlemlere rahmet olarak gelen Hz.Peygamber Efendimizin (S.A.V.) mübârek doğumunun yanında gönüllerde baharın doğması, idrâklerin yeşermesi, tevhidî şuurun açılması ile yeni bir tefekkür şehrinin kapısı aralanır.
Buradaki doğum yalnızca tarihî bir doğum değil; Tevhid yolunda “ sen olmasaydın bu âlemleri halketmezdim ” hadisi her insanın özünde doğmayı bekleyen Muhammedî Hakikat gerçeğiyle asıl soru birdenbire şu hale dönüşür.
Muhammedî Hakikat insanda ne zaman doğuyor?
İşte bu soru, insanın fıtratında bulunan tevhid istidadının uyanması ve davranışa dönüşmesi olarak hayati önem kazanır.
Muhammedî doğum insan hayatında yeni bir heyecanla “manevî ifade programı”dır.
Hz. Peygamber’in doğumunu manevî genetik açısından şöyle sembolleştirebiliriz.
Ezeli Fıtratımız Muhammedî örneklikle ahlâka, tevhidî idrâkle davranışa, adam iken ademe, Âdem iken Muhammedî insana dönüşerek yeni günle yeni bir insan olarak zuhura gelir.
Burada çok önemli bir nokta var..
Muhammedî hakikat insan fıtratında zaten vardır ama örtülü olan bu hakikatin bizde açığa çıkmasına vesile olur.
Bu, “Manevî DNA” olarak da diyebileceğimiz ezelî fıtrat insanın sanki içinde var olan ve ancak gayretle görünür hale gelen bir tevhid çekirdeğidir.
Fakat bu çekirdeğin hangi şartlarda açılacağı; samimi bir niyet, dosdoğru olma, alınan eğitim, çevre, beşerî ve manevî beslenme, dostluklar, ilişkiler, alışkanlıklar, iyilikler, davranışlar ve kalbî yönelişlerle ilgilidir.
Burada epigenetik dizaynla benzeterek hareket edecek olursak;
DNA’nın varlığı başka, genlerin ifade edilmesi başkadır.
Manevî karşılığında ise;
Fıtratın varlığı başka, tevhidin yaşanır hâle gelmesi başkadır.
Rebiülevvel hilalini düşünerek yola çıkan tevhid ehline üç temel idrâk kapısı açılır.
– Birincisi: “ kimim? ”
Muhammedî doğum, insanın kendi varlığını yeniden sorgulamasına vesile olur:
“Insan yalnızca biyolojik bir soyun devamı mı, yoksa Hz. Âdem’den başlayan ve peygamberlerce tebliğle taşınan bir tevhid mirasının da muhatabı mıdır?”
Burada “manevî soy” kavramı ortaya çıkar.
– İkincisi ise “Insanda ne doğmalı?” sorusudur.
Hz. Peygamber’in doğumunu kutlarken gerçekleşmiş bu doğum tevhid ehlinin manevî dönüşümü ekseninde soru her an şu hale dönüşür.
“Muhammedî ahlâktan bizde bugün ne doğdu?”
- Doğruluk mu?
- Merhamet mi?
- Emanet mi?
- Eminlik mi?
- Adalet mi?
- Sıddıkiyet mi?
- Affetmek mi?
- Tevazu mu?
- Hilm ve haya mı?
- İlim şehri mi?
- Fütüvvet mi?
- Tevhid ilmi ve şuuru mu?
- Muhammedî ahlâk mı?
Bu soruların bizdeki samimi yanıtıyla bu kutsal Mevlid gecesi, tarihî bir hakikatten kişisel bir idrâkin doğumuna da dönüşür.
Biyolojik genetikte nesilden nesile aktarım vardır. Manevî hayatta da insan davranışları, sözleri, ahlâkı ve yetiştirdiği insanlar üzerinden bir manevî miras bırakır.
Dolayısıyla:
Muhammedî doğum yalnızca Peygamber Efendimizin doğumu değil, Muhammedî ahlâkın insanlıkta yeniden doğabilme imkânının canlı olarak devamıdır.
Çok önemli bir incelikle düşünürsek Muhammedî olmak “kopyalamak” değildir
Çünkü Hz. Peygamber’in mirası kan bağıyla sınırlı değildir.
Bir insanın Muhammedî mirasla ilişkisi ahlâkî ve ruhî istikametiyle beliriverir.
Manevî genetikte miras, kandan kana değil; hâlden hâle, idrâkten idrâke ve ahlâktan ahlâka taşınır.
Rebiülevvel ayı idrâki böylece Muhammedî doğum ve manevî genetik mutasyonu olur.
Daha önce Sefer ve Muharrem ayları dolayısıyla paylaştığımız çizgiyi de hatırlarsak;
- Muharrem’de Kerbelâ’nın içimizdeki karşılığını,
- Sefer’de yolculuk ve dönüşümü,
- Rebiülevvel’de ise Muhammedî doğuşu takip ederek bir çeşit manevî dönüşüm silsilesi oluşurken
- Kerbelâ yüzleşmeye,
- Sefer arınma ve harekete,
- Rebiülevvel tevhidî doğuşa dönüşür.
- Belki de bu anda en derin nokta; Tevhid ehli için Muhammedî doğumun nihai sorusudur.
“Bu mevlidi bilme aşamasından O’nun ahlâkını yaşamaya nasıl geçeriz?”
Çünkü tevhid yalnızca zihinsel bir kabul olmayıp insan hayatının tamamını kapsayan yaşayan bir iman ve irfan donanımıdır.
“Eğer tevhid insanın merhametini, adaletini, dilini, öfkesini, affını, emanete bakışını ve diğer insanlara muamelesini değiştirmiyorsa, bilgi henüz hâle dönüşmemiştir.“
İşte burada Muhammedî açılım devreye girer.
Tevhid hakikatin idrâkidir ama Muhammedîlik hakikatin yaşanmasıdır.
Manevî genetik ise yaşanan hakikatin insanda ve nesillerde iz bırakması olup bu bakışla Rebiülevvel gerçekte ne vakit olursa olsun
“Hakikatin insanda yeniden doğduğu an ve zaman” olur.
Tıbbî dille hareket edip manevî kodla izah edersek
“Muhammedî DNA, Muhammedî RNA, Muhammedî protein” şeklindeki daha önce Yasin Sûresi 20 ve 21. Âyette mRNA üzerinden paylaştığımız üçlü yapıyı Rebiülevvel idrâkleriyle yeniden düşünürsek;
Burada “DNA ilâhî hakikatin kodu, RNA Muhammedî örnekliğin aktarımı, protein ise ahlâkın fiile dönüşmesi” gibi bir terminolojiyle de izah edebiliriz.
Muhammedî DNA, tevhid hakikatinin insan hayatında Muhammedî ölçü ve ahlâk üzerinden okunabilme biçimidir.
Yani Hz. Peygamber bize yalnızca “isimleri” öğretmedi.
İlâhî isimlerin insan hayatında nasıl bir ahlâka dönüşeceğini gösterdi.
- Rahmet merhamete,
- Kerem ikrama,
- Adl adalete,
- Halîm hilme,
- Sabır sabra,
- Afuv affediciliğe yol açarak
Peygamberî örneklik, Esmâ ile insan arasındaki geçiş köprüsü hâline geliyor.
Ve bu, RNA yı daha anlamlı kılar. Muhammedî RNA aktive olur.
Manevî DNA; İlâhî hakikatin insandaki istidatları,
Muhammedî RNA; bu hakikatin Peygamberî örneklik aracılığıyla insan hayatına taşınması, Muhammedî protein; hakikatin ahlâk olarak hayatımızda görünür hâle gelmesidir.
Böylece Hz. Muhammed S.A.V.in biyolojik bir “gen kaynağı” olarak değil, bu terminolojiyle vahyin insan hayatında nasıl yaşanacağını gösteren üsve-i hassene de denilen en güzel en muhteşem ve tek örnek olarak kavramış oluruz
Dolayısıyla manevî genetik açısından Hz. Muhammed’in doğumu âlemde tektir; fakat Muhammedî hakikatin ve ahlâkın insanda doğması, her insan için bir imkândır.
İnsanın yaşarken “Muhammedî doğuma aday” olması, Hz. Peygamber’in ahlâkından bir nasiple insanın kendi varlığında insan-ı kâmil ufkunun doğmasına da aday olması anlamına gelir.
Dolayısıyla her insanın içinde bir “Muhammedî doğum istidat ve programı” bulunduğunu söylemek, tasavvufî bir idrâk olarak oldukça anlamlıdır.
Zira insan elbette doğar; fakat insanlığını ise gayret ve irfaniyetle yeniden doğurması gerekir.
Aziz Dostlarım;
Biyolojik doğum insana hayat verir; Muhammedî doğum insana hayatın mânâsını verir.
Peki bu doğumu ne tetikler?
Burada epigenetik özellikler güçlü halde ön plâna çıkar.
Biyolojide aynı genetik yapı, çevresel şartlara bağlı olarak farklı biçimde ifade edilebilir. Manevî genetikte de insanın içinde bulunan istidatların hangi şartlarda görünür hâle geldiğini sorgulayabiliriz.
Meselâ:
- Muhabbetle bazı manevî potansiyeller açılır.
- Zikir idrâklerimizi canlı tutar.
- Salât ve salavat Muhammedî örnekliği kalpte diri tutar.
- Merhamet rahmet boyutunu aktive eder.
- Nefis terbiyesi ise açılmamış perdeleri kaldırır.
- İyilik içteki hakikati davranışa dönüştürür.
Böyle düşündüğümüzde “Muhammedî doğum”, bir anda gerçekleşen ilâhî bir olaydan öte insanın kendi içinde tedricî olarak yeniden yapılanması ile olur.
Ve burada çok özel bir işaret ortaya çıkar:
İnsan, Muhammedî doğuma aday doğar; fakat Muhammedî doğumu ahlâkıyla yaşantısıyla gerçekleştirir.
Bir insanın dili Allah’ı söyleyebilir; fakat kalbi merhamet üretmiyorsa Muhammedî doğum henüz tamamlanmamıştır.
Çünkü Kur’an’ın Hz. Peygamber için ortaya koyduğu temel vasıflardan biri zaten âlemlere rahmet oluşudur.
Manevî genetiğin amacı, insana yeni bir kimlik vermek değil; yaratılışında mevcut olan fıtrî hakikatin açığa çıkmasını sağlamaktır.
Ve bu idrâkle Rebiülevvel ayının onikinci gecesi hayatımızla çok özel bir bağlantı kurulur.
Muhammedî doğum Rebiülevvel ayı 12. gecesi gerçekleşmiş tarihî ve kutsal bir doğumdur. Fakat onun mânâsının insanda doğması her gece, her kalpte ve her insanın hayatında yeniden ve her an mümkün olan, olması da beklenen bir doğumdur.
Böyle bir gecenin sabahında güneş doğarken temel soru artık şu hale dönüşüverir:
“İçimde Muhammedî hakikat ne zaman doğuyor?
İçimizde Muhammedî ahlâk doğdu mu?..
C. Allah’tan sağlıkla bu soruya karşılık oluşacak hayırlı doğuşun ve oluşun hayatımızda ve tüm dünyamızda görünür ve yaşanır olması niyazıyla Mevlid kandiliniz mübârek olsun..
Sağlıkla, muhabbetle, huzurla, bereketle nicelerine inşallah Efendim…

Bir Cevap Yazın