
Değerli Dostlarım;
Bu gece 23 eylül sonbahar ekinoksu.. Gece ve gündüz eşit.. insanın manevî ve beşerî hayatı açısından bunun anlamını biraz tefekkür edince bir rahmet yağmuru misali fakirâne gönlümüze nice kapılar açılıverdi.
Uzun zamandır üzerinde çalıştığımız “Manevî Genetik” nazar-ı ile bunu nasıl okumalıyız?
23 Eylül sonbahar ekinoksu “manevî genetik” açısından da bir yıl içinde gece ve gündüzün eşitlendiği ikinci bir gecedir.
Ekinoks sürekli iki yön arasında hareket eden insanın içindeki gece ile gündüzün buluşmasıdır.. Daha bir açarsak;
zâhir ile bâtın, nefis ile ruh, fiil ile vicdan,madde ile mânâ, ilim ile irfan, bilgi ile idrak, iman ile teslimiyet, uyku ile uyanıklık ve nihayet gündüz ile gecenin birinin diğerini yok etmediği, iki kutbun aynı anda görünür hâle geldiği bir an gibi de düşünülebilir.
Gündüzün uzadığı dönemin ardından gece yeniden ağırlık kazanmaya başlar. Dolayısıyla sonbahar ekinoksu yalnızca “eşitlik” değil, aynı zamanda yön değiştirme eşiğidir.
Manevî genetik açısından asıl soru şu olabilir:
İnsan kendi içindeki geceyi ve gündüzü eşitleyebiliyor mu; yoksa birini bastırarak mı yaşamaya çalışıyor?
Ekinoksu insanın kendisini tanımasına ya da hâlinin izharına vesile olabilecek bir iç gece olarak da düşünmek mümkündür.
Zahiren gündüz yalnızca aydınlık olmayıp bilgi, akıl, faaliyet, başarı ve görünürlükle dünyevî ve beşerî insanı hakikate yaklaştırabileceği gibi benlik duygusunu da büyütebilecek bir zaman dilimi iken; gece tefekküre, sorgu ve otokritik düşüncelere, ilahî nimetlerle yepyeni açılımlara, dinlenmeğe kısaca “gece yürüten” bir kararlılığa açılan iç yolculuktur.
Dolayısıyla ekinoksla aydınlığı çoğaltmak için karanlığı da doğru tanımak gerekir.
Manevî genetik açısından gidersek, ekinoksu bir “epigenetik yeniden düzenleme zamanı” gibi düşünebiliriz.
Bir insanın hayatında yaşadığı olaylar, çevre, arkadaşlar onun iç dünyasında bazı ifade biçimlerini etkiler.
İşte ekinoks sembolik olarak şöyle düşünebilir.
Manevî genlerin yeniden ifade edilme eşiği.
İnsan böyle bir gecede kendisine şöyle bir soru sorar..
“Yaşantımda hangi hâller sürekli ifade ediliyor, hangileri susturuluyor?”
Mesela;
- Merhametimin “geni” açık mı?
- Sabır ne kadar ifade buluyor ?
- Tevazu ne kadar aktif ?
- Öfke hangi şartlarda aktive oluyor ?
- Korku hangi durumlarda bütün sistemi ele geçiriyor ?
- Şükür hangi şartlarda ortaya çıkıyor ?
- Muhabbet hangi şartlarda güçleniyor?
Böyle bakıldığında ekinoks, manevî iç dengemizi tarafsız bir gözlemleme vakti hâline de gelir.
Daha önce paylaştığımız “Muhammedî doğum” kavramını hatırlarsak, ekinoksu onunla da ilişkilendirebiliriz.
Ekinoks; Muhammedî ahlâkın hayatımıza dahliyle gecenin içinden gündüzü doğurabilmek ya da insanın karanlık taraflarını inkâr etmeden selim bir niyetle onları tevbe, rahmet, hikmet ve irfaniyetle dosdoğruya dönüştürerek yeni bir ahlâkî hâle ulaşmak için bir penceredir.
Ekinoks, tabiatta gece ile gündüzün aynı ufukta buluşmasıdır; insanın manevî hayatında ise zâhir ile bâtının, nefsi ile ruhun, beşeriyet ile kemalât arayışının birbirini yok etmeden rafine olarak karşı karşıya geldiği bir idrâk eşiğidir.
“Manevî genetik” açısından ekinoks, hangi nefsanî özelliklerimizin ifade edildiğini, hangilerinin susturulduğunu ve hangi hâllerin yeniden düzenlenmeye ihtiyaç duyulduğunu fark etme zamanıdır.
Burada “Ademî fıtrattan Muhammedî kemâle” doğru yürüyüşün güzel bir köprüsü önümüzde beliriverir.
Ademî fıtrat insanda bütün potansiyellerin birlikte bulunması iken;
Manevî terbiye ile hangi potansiyelin nasıl zuhurunun kabul edilebileceğinin düzenlenmesi olup Muhammedî kemalât bu potansiyellerin rahmet, adalet, merhamet, hikmet ve güzel ahlâk ekseninde bütünleşmesidir.
Dolayısıyla ekinoksu sadece bir “manevî genetik denge noktası” olarak değil, “Manevî genetiğimizin yeniden ayarlanma eşiği”olarak da adlandırabiliriz.
Bu gece yüreğimizde bir soru doğar..
“İnsanın içinde gece ile gündüz eşit olduğunda, acaba hangi taraf doğmaya hazırlanıyordur?”
Bu soru, gönlümüzde her iki hâlde de Muhammedî doğumun kritik eşik noktasında olduğumuzun bilinciyle alınacak bir kararla eşitlik olmalıdır. Zira düşünce ile fiil her zaman örtüşmeli aksinin münafıklığın bir çeşidi olduğu gözardı edilmemelidir.
Aziz Dostlarım;
Başlangıç noktalardaki bu düşüncelerden biraz daha derine inince bu noktada gerçekten az da olsa biraz durmak gerekiyor. Ekinoks tasavvufta makamı cem idrâkiyle yolcuyu bir anda Mansur’un Ene’l-Hakk” hattına götürmesi olarak da düşünülebilir.
Tasavvufta 21 Mart bahar ekinoksu cem idrâkini, 23 Eylül sonbahar ekinoksu ise kavseyn yani makamı cem-ül cem idrâkinin izharı olarak da zevk edilebilir.
İlkbahar ekinoksuyla gece ve gündüz eşitlenirken tabiat yeniden çoğalmaya, açılmaya, zuhura yönelir.
Bu yüzden cem haliyle çokluktaki birlik ve teklikle bir anda yolcuyu kendisi de dahil “Hakk zahir” noktasına ulaştırır.
Tabiat örneği ile tohum iken filize fideye, dal, çiçek ve meyveye bakınca
çokluk olup fakat hepsi aynı tohumun hayat içinde farklı tezahürlerinin fark edilmesiyle yolcu kesret içinde vahdeti, halkiyetten de Hakk’a ulaşır.
Bu, bir lâhza bile olsa makamı cem halidir.
Sonbahar ekinoksunu cemü’l-cem makamı ya da Kavseyn idrâki olarak tefekkür edersek gerçektende sonbaharda tabiat artık çoğalmadan geri dönüşe yönelir. Meyve verir, yaprak döker, dışa açılmış hayat yeniden içe çekilir.
Dolayısıyla tevhid ehli farkeder ki vahdetle kesret aynı kesretle vahdettir.
Bu zevkle Halk zahir- Hakk zahir noktasına ulaşır. Bu iki yayın birbirine en yaklaştığı an olarak “kâbe kavseyni ev edna” olarak bir irfan denizine dönüşür.
Bu 23 Eylül gecesi sonbahar ekinoksunun verdiği manevî zevkle düşünmenin sonrası aynı zamanda bu yüce idrâkin tevhid yolcusunun hayatına izdüşümü olarak da kesretin kendi kaynağına dönüşünü idrak etme eşiği olarak düşünmek mümkün olur.
Bir yay düşünelim Bir noktadan zuhûr uzaklaşır sonra yay çizerek dönüş yapar, başlangıç noktasına yaklaşır.
Kuran-ı Kerim deki Necm sûresinde “sümme dena fetedella fekâne kab’e kavseyn ev edna” ayet-i kerimesinde (Necm Sûresi Âyet 8 ve 9) ” yaklaştı, sarktı, iki yay aralığı kadar ve daha da yakın oldu” Mübarek kelamıyla yakinlerden olur. Allah’a(c.c) yakınlığın idrâkidir.
Cem Makamında Hakk, Halka perdedir ; Kavseyn in zevkinde ve idrâkinde ne Hakk, Halka nede Halk, Hakka perde olmayıp asla birbirlerini örtüp hükümlerini kaldırmazlar.
Ayni idrâk ve ilahi hüküm “marecel bahreyni yeltekiyan beynehüma berzahün la yebgiyan” (Rahman Sûresi Âyet 19-20) “iki deniz yanyana akar ve aralarındaki berzah onları biribirine karıştırmaz”
Kavseyn ve özellikle “ev ednâ” ifadesi Kur’an’da çok özel bir hakikate işaret eder (Necm 53:9). Bu nedenle sonbahar ekinoksu üzerinde çok düşünülecek bir idrâk hâlidir.
Manevî genetik açısından bu yolculuk;
İlkbahar ekinoksu ile Cem çokluktaki teklik, farklılıkların ardındaki birliği görmektir.
Yaz mevsimi Kesret ile tecellîlerin çoğalması, hayatın dışa vurumudur.
Sonbahar ekinoksu Cemü’l-cem tefekkürü ile kesretin tekrar kaynağına doğru okunmasıdır.
Kış mevsimiyle sükûtla yeniden doğuş için hazırlık mevsimidir. Böylece hayatımızda da çok güzel bir manevî mevsimler hissî oluşur.
İlkbahar manevî genlerin açılması, Yaz, manevî özelliklerin tezahürü, Sonbahar, ifade edilenlerin yeniden içe alınması ve bütünleştirilmesi,
Kış, görünmeyen hakikatin korunması olarak da tefekkür edilebilir.
Dostlarım;
Bu mübârek gecede dûa edelim.. Sağlıkla, yepyeni idrâk, irfan ve tefekkürlerle huzur, bolluk, bereket, muhabbetle dolu nice ekinokslar niyazıyla maddî ve manevî kapılar açılsın inşallah.. Ülkemize, cümlemize ve siz değerli dostlarımıza âcizane her zaman dûacıyız; Ekinoks vakitler hayrolsun Efendim…

Bir Cevap Yazın